Bu gadget'ta bir hata oluştu

3/18/2012

İSTANBUL FİLM FESTİVALİ 2012, Hangi Filme Neden Bilet Aldım?

Kendi elceğizimle çizdim hiç üşenmeden, bunun bi de 2. Haftası var :)
Yeraltı: Zeki Demirkubuz’un sevdiğim filmleri var. Bu filmi seçmemin sebebi ise tek seansa konulmasıyla yaratılmış sahte festival heyecanı veya Demirkubuz fanlığı falan değil. Demirkubuz, bu filmin ana karakterini Dostoevsky’nin ‘Yeraltından Notlar’ından esinlenerek yazmış. Beni duvarlara çarpmış bir romandır. Bu yüzden çok merak ediyorum. Gerçi Sarp Apak'ın oynadığını duyunca bir heves kırıklığı yaşamadım değil.

Kumpanya / The Travelling Players: Angelopoulos’a saygı duruşu amacıyla festivalde yer bulsa da, benim asıl gitme amacım kendimi test etmek. 1975 yapımı, 230 dakikalık bir filmi sonuna kadar izleme sabrını gösterebilecek miyim diye merak ediyorum. Sinema sevgim ve entellik düzeyim muhtemelen 100 dakika dolmadan çıkacağımı gösterse de, ümitliyim :)

Hoşça Kal/Be Omid E Didar: Yönetmen Mohammad Rasoulof’un kısmen kendi hikayesini anlattığı bir film. Genç ve hamile bir avukat, Tahran’dan ve ülkesinden çıkabilmek için vize almaya çalışmaktadır.

Priscilla Çöller Kraliçesi /Queen of the Desert: Müzikalden nefret ettiğim halde beni kendine aşık etmiş bir filmdi bu.  Bu defa beyazperdede görmek istiyorum o enfes Avustralya çöllerini ve Oscar’lık kıyafetleri.

Lal Gece: Reis Çelik ismini unutmam. Unutamıyorum daha doğrusu. ‘Hoşçakal Yarın’ sinemada izlediğim ilk politik dramdır, babam götürmüştü. Konu Anadolu’nun çocuk gelinleri. Oynayan da İlyas Salman.

 Prens ve Şov Kızı / The Prince and the Showgirl: Bir ay önce izlediğim şahane My Week With Marilyn, 'The Prince and the Showgirl'ün çekimleri için İngiltere’ye giden Marilyn Monroe’nun bir haftasını anlatıyordu. My Week...'ten sonra bunu izlememek olmazdı. İlk kez sinemada Monroe izlemek çılgın bir tecrübe olacak bu arada.

Baskın/The Raid: Fragmanı enfes. Boru gibi bir aksiyon ve adrenalin için ideal. Dev keyifli olacak bu.

Tepedeki Ev/Kokukiro Saka Kara: Spirited Away, Princess Mononoke ve Howl’s Moving Castle gibi efsane filmlerin  yönetmeni ve yazarı Hayao Miyazaki’nin oğlu Goro Miyazaki’nin filmi. Merak etmek için başka bir sebebe gerek yok bence.

Sadakatsizler/Les Infideles: İlişkiler, ihanet vs hikayeleri. The Artist ile ödülleri toplayan Jean Dujardin oynamakla kalmamış,  Michel Hazanavicius ile birlikte yönetmenler arasında yerini almış.

Aşkın Karanlık Yüzü/The Deep Blue Sea: Başrolde Rachel Weisz. Yeterli sebeptir. Bir aşk üçgeni muhabbetleri.

Güzellik/Skoonheid: Eğer yanlış hatırlamıyorsam 200 film arasında eşcinsel içerikli olan tek film bu. Bir Güney Afrika dramı.

Michael: Konusu bildiğin arıza: Bir pedofil, 10 yaşındaki bir çocuk ve bir bodrum katı. 5 ay. Bunun altından nasıl bir sapıklık çıkacak diye merak ediyor insan.

Gökyüzünde Bir Ayna/Katmandu, un Espejo en el Cielo: Katalan bir öğretmenin Nepal’de geçen hikayesi. Even the Rain’i Oscar’a aday olan Iciar Bollain’in yönettiği bu İspanyol film, listeme ‘multiculturalism/çok kültürlülük’ kategorisinden giriyor.

Şeytan Adasının Kralı/Kongen av Bastoy: Karlı bir Kuzey Avrupa dram/aksiyonu. Bir ıslahevinden kaçış planına ve gaddar gardiyanlara karşı ayaklanmaya liderlik yapan bir çocuğun öyküsü. 

Yalnız Gezegen/The Loneliest Planet: Kafkas dağları, gezi amaçlı gelmiş genç bir çift ve onlara yol gösteren Gürcistanlı bir rehber. ‘Gerilim’ diyor tür olarak. Merakla bekliyoruz :)

Kahraman/Hero, Kaplan ve Ejderha/Crouching Tiger Hidden Dragon, Beyaz Saçlı Gelin/The Bride With White Hair, Zamanın Külleri/Ashes of Time, Parlayan Hançerler/House of Flying Daggers: Bunlardan üç tanesini zaten sinemada izlemiştim.  O büyüyü tekrar yaşamak istiyorum. İçinde aksiyon barındırsa da, öncelikle mekan&renk kullanımıyla ve tuhaf şiirselliğiyle insanı çarpan bu ekolden filmlerin hastasıyım.

Hiç yorum yok: